Dişçiyim laan yasak mıı
Havalimanında alarmlar, akan burun ve tıkanan kulaklar, beni görünce tebessümle açılan dudaklar. . .
Evet, gözlerimi Şubat ayında son defa Ankara’da açtım bu sabah (cümleye bak be). Yüzümü yıkadım, Zehra Abla’da önce kazık sonra el yapımı gözleme yedim, dün yaptığım gibi ağrıyan boğazıma medet olabilir diyerek papatya çayı shot yaptım. Sonra odama çıktım, son MP3lerii dinledim, gitarımı son kez çaldım, yüzümü son kez dovéladım, elimi son kez nütruginaladım (soğuktan çatladı hep 2 hafta önce), valizi sırtladım çıktım. Güvenlikteki abi nereye Birkan yeauuv dedi, Birkan da Abi bizim tatil yeni başlıyo yaaeeu dedi. Taksiye para vermedi, koca kıbrıs caddesini yaya olarak 13.68 kg’lık bavulu omzunda indi. Bavulunun 13.68kg olduğunu anlamasına yaklaşık 68 dakika vardı…
Kendimi metroya attım, bavulu vagonun köşesine koyup kendim bir koltuğu oturdum, yanımdaki koltukta benimle aynı montu giyen bir çocuk vardı, bakıştık, gurur yapıp bi daha bakışmadık. AŞTİ’ye geldik ve Havaş mekanına indik. Yine amatörlüğüme geldi “Laayn belediye otobüsleri de burdan kalkıyodu artık kalkmıyo mu acaba” diye düşündüm, zira karşıdaki durağı havaş otobüsü yüzünden görememişim. Gördüğümde çok geçti, taksiye bayılacağım parayı Havaş’a bayıldım
Yine de çok koymadı, zamanlama problemi yapmışım zira, havaalanına çok erken varacağımı anladım ve havaş yavaş gidiyo zaman geçer en azından diye avuttum kendimi. Aman canım çok da girmedi zaten bu kadar satıra değmez.
Otobüs yolculuğu sona erdi ve Kızılay’a 39km uzaklıktaki Esenboğa lavalimanına(ankara esenboğa havalimanı, adını ankara savaşı‘nda timur‘un generali olan, ve belirtilen mekanda savaşmış olan esen boğa, tam adıyla isen buga‘dan almaktadır. kelime anlamı ise “sağlıklı boğa”dır.) vardık. Ağlamaklı dakikalardı benim için daha bir buçuk saatim falan vardı, bayramda bile uçuşa 45dk kala gelmiş biri olarak kendimi o an kötü hissettim, erken gelmeleri hiç sevmem. Geç gelmeleri de millet sonradan geç gelmeye yüz buluyor diye sevmem, neyse. Girdim içeri, biniş kartımla(internet nimeti) direk Gatelere doğru daldım. Telefon, cüzdan, anahtarlık, mont sepete kondu, valiz itildi. Buraya kadar herşey normal, gayet serin kanlıyım. ardından DARİ DARİ DARİ DARİ.
Noluyoruz lan? Önümdeki hanım ablaya baktım, kesin onun çantasına ötmüştür cihaz diye aam hayır. Güvenlikçi geldi başıma hemen. Çantanızda ne var? Kıyafeeet. Başka? Dvd falan var, ha ders notları var bi de. Şu ön kısmı açar mısınız? (Bu sırada gidip x-ray’e ağlı monitöre bakar kendisi). Sol tarafa ne var? Artık aklıam bişey gelmedi haliyle; Bilmem. Adam daldırdığı gibi Merkez diş Deposu poşetini çıkardı(Polivekse mi ötüyon lan yoksa
) Bunda ne var? Haa kesici alet için mi öttü ccihaz. Evet. Yaa malzmeler var onda, diş hekimliğinde okuyorum da ben. Diş hekimi misiniz? Hayır, 1.sınıftayım. Okuyosun yani? Evet. Ne var poşette bi bakalım. (Spatülleri çıkardım) Oo bunları kabul edemeyiz yaa, bak şimdi güvenlik şefinden imza falan almak gerekecek, bilmem nereye gidilcek falan en kendin uğraş ne de beni uğraştır abisi, git bagaja ver,hatta güvenlikten göderdiler de sıraya girme, dönüşte de sıraya girme direk gel. Bak şu abinin yüzüne de iyice bak(X-Ray’in başında oturan abiyi işaret etmekte) yarın öbürgün yanına gelirse dişini falan çekmeyesin. Muhoho muhoho tamam abi.
Bagaj işlemlerine yönelinir gerisingeri. Güvenlikçiye bi soru sorulur, nereye uçuyosun der Elazığ’a denir akabinde; Abi beni güvenlikten göderdiler de sıra beklemesen de olur dedil… Yaa bekle sırada, olmaz öyle zaten çok var senin uçağa. Peki aabi. Gişeye gelinir, memur amca oldukça matrak, nereye gidiyosun yegen, Elazığ’a . . .(bavulun 13.68kg olduğu da burada öğrnilir). Bu arada erken geldiğimiz için dua ederiz, her işte bi hayır vardır Birkan yiuurum deriz. Sonra Gatelere yönelip sıra beklemeden yandan geçmeye kalkınca bi alarm öter, c-ray’deki eleman döner, beni hatırlamaz(yuh) öyle saçmalık olmayacağından tekrar sıraya girmem gerektiğinden bahseden bi cümle kurar. Her zaman sıra beklemek gerektiğini anlarız, sonunda koltuğumuza oturur, uçağa yakıt ikmalini izleriz, bavullarımızı nazik yerleştiriyolar mı diye gözlerimizi ayırmayız zaten kitabımız bavulda kaldığından başka aktivite yoktur. Yanımdaki amca Elazığ’ın baraj sayesinde süepr bi iklimi olduğundan, rakımı biraz daha düşük olsa Antalya’yla farkı olmadığından bahseder, onunla diyaloğa giren abimiz de sokakta çok tinerci çocuk var der. Yine Antalya’lı abimiz düzelir yaa der ve ekler, şimdi aileler pek sahip çıkmıyo çocuklarına ilerde çıkarlar düzelir?
Uçağa bineriz, kalkarız ineriz. Yolculuğun yarısından fazlasını Kömürhan köprüsünü bile geçtikten sonra dağın çevresinde turlayıp yön değiştirerek inmeye harcarız. Bavulları beklerken onca bavul arasından en sondan bi önce benimki çıktığından hem dışardaki babamı hem içerdeki beni mağduır eder. Arabaya atladık sonunda.
Geçen sefer de yaptığımız için gelenek sayıyorum artık, babamla markete gittik, ben de abur cubur ve maden suyu aldım duygusal anlardan faydalanıp(pizza krakeri unuttum
) Akabinde eve varınca babam yine arabayı verdi, özledin mi araba sürmeyiii geç bi bakalım unutmuş musun? Sonra süreriz baba yaa (kafadan 600km’dir çişimi tutmaktayım) Oğlum sür şimdi iştee.(Kadere boyun eğlir, direksiyona geçilir, harika bi performans verilir, araba park edilir eve gelinir, annemin gözleri yaşarırken Anne duygusal an yaşatma YAAA diye bağırılır annem toparlanır hep böyle çıkışınca) Hacet giderilir, el yıkanır, Sühayla konuşulur el yıkanır, yemek yenir, el yıkanır, çay içilirken amcamlar gelir, amcamlar gider, bilgisayar açılır, bu yazı da yazılır ve biter (Bu sefer amma geniş zaman kullandım baştan sona, bi el atayım çok sıkıcı gelcek yoksa) (2: Of bana ne uğraşamam)
Bi önceki yazıya uzun mu demiştim ?
