Birkan Tatar

Kişisel bir şey değil bu

Son günler

Mart8

Perşembe günü ne yaptığımı tam olarak hatırlayamasam da gece spor salonunda biraz ağırlık kaldırdığımı biliyorum, kaslarımda hafif bir ağrı. Ertesi gün; cuma. Cuma günü okula gittim fizyolojide yoklama alınmadığı halde ne de olsa ilk hafta diyerek. Kollarımda ağrı falan yoktu, okul bitti Erkinle Guitar hero oynama kararı aldık ve Beşevlere gittik. Sanırım bu 2 saat biraz öldürücü oldu, Guitar hero World Tour ile Eagles’dan girdik Nirvana’dan daldık bilmem kaç seconds to Mars’a, rahmetli Micheal Babadan Beat it’e kadar şebelek gibi gitar salladık.

Her işi büyük bir ciddiyetle yaparım, bilen bilir. Can Yücel’in tavsiye ettiği gibi yaşarım. Aşk-Memnu izlerken Behlülle ağlar, Kavak Yelleri izlerken Aslı’yla ağlar, Yaprak Dökümü izlerken Leyla’yla ağlarım. Korku filmi izlerken kulaklarımı tıkarım, yanımda oturanlara refleks olarak birçok kez yumruk geçirmişliğim vardır yanlışlıklan, Recep İvedik 1′de sabahın 10u kimse gülmüyodu herkes bana baktı. Her neyse. Oyun oynarken de geriliyorum haliyle. Guitar hero’da M. Biceps brachii lerim kanımca sürekli kasılı kalmış. Zaten son şarkıda pek takatim kalmamıştı, Burger King’de acıları bir nebze unuttuk. Sonra gece Kuter ve Cengiz le gittik oturduk bişiler içtik, Cengiz gitti, Kuter benim PES esprimi ciddiye aldı ve 11′e doğru Sakarya’da PES’e gittik.

Playstationun kollarını şarj eden amca: Sizin eviniz yurdunuz yok mu oolum.

Nedense bana soruyo, sanki ben PESçiden çıkmıyorum çok bayılıyorum çok süper oynuyorum da bana soruyosun git Kuter’e sor Erkin’e sor hey yavrum yaa. Neyse. . . Kendi çapımda espri yaptım, amca gülmedi, kolları verdi gitti.

Bütün kombinasyonlarda benim bulunduğum takım yenildi.

PES’e de kendimi kaptırarak oynadığım ve 2 saatlik oynamalar sonucu baş parmağımın kızardığı 4 gün ağrıdığı evvelden bilinmektedir ama bu sefer o kadar uzun oynamadığımızdan bir gün falan hissettim bir sızlama.

ve Film izledim ve yattım falan filan. Cumartesi yataktan sağ kolumun iniltisiyle doğrulmaya çalıştım, sol kolum biraz daha iş görür haldeydi. İkbal arkadaşında, Yılmaz bal mumu heykellerin arasında bense yurttaydım bütün gün. Kollarıma da iyi gelir diyerek duş aldım fekat iyice beter oldu. Kolumu 90 dereceden fazla açamamaktaydım. Ayağa kalktığımda otistik gibi askıda gibi birden bire kuş gibi vurulmuş gibi durmaktaydı kollarım. Hiç dışarı çıkmayınca, çıkacak kimsem olmayınca daha da hasta oldum galiba. Ah ulen ah. Pazar geçer dedik.

Geçmedi efenim, pazar günü de aynı. ve 5te yattığım halde muhterem oda arkadaşlarım 11de kaldırdı. Biz 7de saçımızı yıkayınca da olay çıkıyo nedense. . .

Pazar günü yurtta duramazdım, gezdik, sözde gezdik, en azından temiz hava bir müddet ciğerlerime sirayet etti.

Pazartesi biraz daha iyiydim, iyiyim yani, 120 dereceye kadar vardık hatta 150 :D Yarına bişeyim kalmaz sanırım. Araştırma ödevine çalışıyorum ama kendi yaptığım bölümden bile birşey anlamamıştım, Canan hoca gelip de seçerse kesin beni seçer o da ayrı bi konu, niye her ortamda göze batıyorum anlamadım ki masadan geçerken direk bana bakıyo yaa. Ayrıca tiksindim alçıdan diş oy oy oy oy oy oy, yarın son alçı labı, 2 de lanet ödev var, yapsak da kurtulsak alçıdan artık yeter. Bugün okulda bayağı ders dinledim, fizyoloji de fena ders değilmiş binde 9luk NaCl izotonikmiş, müşkül durumda birini görünce direk damar yolu açıp binde 9luk naceleyi takacakmışız takmazsak hoca dövermiş hah hah haa tabii mecaz anlamdaymış hah hah haa. Neyse canım harbiden iyi güzel zevkli, hayırlsı

Evde son gece

Şubat28

Kış ve bahar aylarının evde geçireceğim son gecesindeyim sanırım. Tatlı bir burukluk hissediyorum desem yalan olur belki kapıdan çıkarken hissederim. Bu gece son şarkısı aklımın ucundan bile geçmedi.Ankara’yı özledik artık, en azından yapacak birşeyler oluyor, yapacak birşeyler olmasa yurtta bi hareketlilik oluyor. Elazığ’da hiçbiri yok gibi bişey benim için. Günlerimin ortalama 14 saati bilgisayar başında oturarak, 2 saati film izleyerek, 1 saati de 2 öğünlük yemekle geçti. Bulunduğum süreçte hava güzeldi, sabah kahvaltılarımın çoğununu babaannem hazırladı annem işte olduğundan sağolsun, dedem de 1′de uyanıp kahvaltı etmeye gelişime pek birşey demedi, ayrıca saçımla ilgili de en ufak bir eleştrisi olmadı bence tatilin en bomba kısımları bunlar :D Yeni kuzenler büyümüş, mimit konuşmaya başlamış, Ayşe ağlamaya başlamış falan. Akvaryum özellikle yosunlar yüzünden felaket haldeydi, sonunda bugün temizleyebildim, babam yosun oluyo bunlar hep atıcam bunları diye bir cümle sarfettiği için saınırım onlarca kilo odundan daha fazla para eden 2 dal mahogany kütüğümü balkona kaldırdım, yazın çöpe atıldığını öğrenirsem ailede yaprak dökümü yaşanır maazallah diyerekten. Akşam yemeğinde uçuş için check-in yapmayı unuttuğumu hatırladım, yemekten sonra odaya gittim, bilgisayarı açtım, yazıcıyı açtım ardından bavulu açtım ve o da nesi elektronik bileti ya çöpe atmışım ya da bir yerlere fırlatmışım. Ufaktan kzıarmaya başladım tabii, elektronik bilet numarası olmadan check-in yapmam imkansızdı. Sanırsam havaalanında da yapmam imkansız olacaktı bu durumda. Akabinde büyük umutlarla valizin koluna kendisini bagaja vermek zorunda kaldığım için ve sonra çıkarmaya üşendiğim için yapıştırılmış etiketleri yokladım hemen, ve evet aradığımı üzerlerinde buldum. Uyuz ola ola bagaja vermeseydim bavulu hala geril geril oturuyor olacaktı belki, o yüzden yarın Esenboğa’da en az yarım saatimi çalacak olsalar da onlar için şöyle sesleniyoruz: Spatül hayat kurtarır !

Dişçiyim laan yasak mıı

Şubat14

Havalimanında alarmlar, akan burun ve tıkanan kulaklar, beni görünce tebessümle açılan dudaklar. . .

Evet, gözlerimi Şubat ayında son defa Ankara’da açtım bu sabah (cümleye bak be). Yüzümü yıkadım, Zehra Abla’da önce kazık sonra el yapımı gözleme yedim, dün yaptığım gibi ağrıyan boğazıma medet olabilir diyerek papatya çayı shot yaptım. Sonra odama çıktım, son MP3lerii dinledim, gitarımı son kez çaldım, yüzümü son kez dovéladım, elimi son kez nütruginaladım (soğuktan çatladı hep 2 hafta önce), valizi sırtladım çıktım. Güvenlikteki abi nereye Birkan yeauuv dedi, Birkan da Abi bizim tatil yeni başlıyo yaaeeu dedi. Taksiye para vermedi, koca kıbrıs caddesini yaya olarak 13.68 kg’lık bavulu omzunda indi. Bavulunun 13.68kg olduğunu anlamasına yaklaşık 68 dakika vardı…

Kendimi metroya attım, bavulu vagonun köşesine koyup kendim bir koltuğu oturdum, yanımdaki koltukta benimle aynı montu giyen bir çocuk vardı, bakıştık, gurur yapıp bi daha bakışmadık. AŞTİ’ye geldik ve Havaş mekanına indik. Yine amatörlüğüme geldi “Laayn belediye otobüsleri de burdan kalkıyodu artık kalkmıyo mu acaba” diye düşündüm, zira karşıdaki durağı havaş otobüsü yüzünden görememişim. Gördüğümde çok geçti, taksiye bayılacağım parayı Havaş’a bayıldım :D

Yine de çok koymadı, zamanlama problemi yapmışım zira, havaalanına çok erken varacağımı anladım ve havaş yavaş gidiyo zaman geçer en azından diye avuttum kendimi. Aman canım çok da girmedi zaten bu kadar satıra değmez.

Otobüs yolculuğu sona erdi ve Kızılay’a 39km uzaklıktaki Esenboğa lavalimanına(ankara esenboğa havalimanı, adını ankara savaşı‘nda timur‘un generali olan, ve belirtilen mekanda savaşmış olan esen boğa, tam adıyla isen buga‘dan almaktadır. kelime anlamı ise “sağlıklı boğa”dır.) vardık. Ağlamaklı dakikalardı benim için daha bir buçuk saatim falan vardı, bayramda bile uçuşa 45dk kala gelmiş biri olarak kendimi o an kötü hissettim, erken gelmeleri hiç sevmem. Geç gelmeleri de millet sonradan geç gelmeye yüz buluyor diye sevmem, neyse. Girdim içeri, biniş kartımla(internet nimeti) direk Gatelere doğru daldım. Telefon, cüzdan, anahtarlık, mont sepete kondu, valiz itildi. Buraya kadar herşey normal, gayet serin kanlıyım. ardından DARİ DARİ DARİ DARİ.

Noluyoruz lan? Önümdeki hanım ablaya baktım, kesin onun çantasına ötmüştür cihaz diye aam hayır. Güvenlikçi geldi başıma hemen. Çantanızda ne var? Kıyafeeet. Başka? Dvd falan var, ha ders notları var bi de. Şu ön kısmı açar mısınız? (Bu sırada gidip x-ray’e ağlı monitöre bakar kendisi). Sol tarafa ne var? Artık aklıam bişey gelmedi haliyle; Bilmem. Adam daldırdığı gibi Merkez diş Deposu poşetini çıkardı(Polivekse mi ötüyon lan yoksa :D ) Bunda ne var? Haa kesici alet için mi öttü ccihaz. Evet. Yaa malzmeler var onda, diş hekimliğinde okuyorum da ben. Diş hekimi misiniz? Hayır, 1.sınıftayım. Okuyosun yani? Evet. Ne var poşette bi bakalım. (Spatülleri çıkardım) Oo bunları kabul edemeyiz yaa, bak şimdi güvenlik şefinden imza falan almak gerekecek, bilmem nereye gidilcek falan en kendin uğraş ne de beni uğraştır abisi, git bagaja ver,hatta güvenlikten göderdiler de sıraya girme, dönüşte de sıraya girme direk gel. Bak şu abinin yüzüne de iyice bak(X-Ray’in başında oturan abiyi işaret etmekte) yarın öbürgün yanına gelirse dişini falan çekmeyesin. Muhoho muhoho tamam abi.

Bagaj işlemlerine yönelinir gerisingeri. Güvenlikçiye bi soru sorulur, nereye uçuyosun der Elazığ’a denir akabinde; Abi beni güvenlikten göderdiler de sıra beklemesen de olur dedil…  Yaa bekle sırada, olmaz öyle zaten çok var senin uçağa. Peki aabi. Gişeye gelinir, memur amca oldukça matrak, nereye gidiyosun yegen, Elazığ’a . . .(bavulun 13.68kg olduğu da burada öğrnilir). Bu arada erken geldiğimiz için dua ederiz, her işte bi hayır vardır Birkan yiuurum deriz. Sonra Gatelere yönelip sıra beklemeden yandan geçmeye kalkınca bi alarm öter, c-ray’deki eleman döner, beni hatırlamaz(yuh) öyle saçmalık olmayacağından tekrar sıraya girmem gerektiğinden bahseden bi cümle kurar. Her zaman sıra beklemek gerektiğini anlarız, sonunda koltuğumuza oturur, uçağa yakıt ikmalini izleriz, bavullarımızı nazik yerleştiriyolar mı diye gözlerimizi ayırmayız zaten kitabımız bavulda kaldığından başka aktivite yoktur. Yanımdaki amca Elazığ’ın baraj sayesinde süepr bi iklimi olduğundan, rakımı biraz daha düşük olsa Antalya’yla farkı olmadığından bahseder, onunla diyaloğa giren abimiz de sokakta çok tinerci çocuk var der. Yine Antalya’lı abimiz düzelir yaa der ve ekler, şimdi aileler pek sahip çıkmıyo çocuklarına ilerde çıkarlar düzelir?

Uçağa bineriz, kalkarız ineriz. Yolculuğun yarısından fazlasını Kömürhan köprüsünü bile geçtikten sonra dağın çevresinde turlayıp yön değiştirerek inmeye harcarız. Bavulları beklerken onca bavul arasından en sondan bi önce benimki çıktığından hem dışardaki babamı hem içerdeki beni mağduır eder. Arabaya atladık sonunda.

Geçen sefer de yaptığımız için gelenek sayıyorum artık, babamla markete gittik, ben de abur cubur ve maden suyu aldım duygusal anlardan faydalanıp(pizza krakeri unuttum :( ) Akabinde eve varınca babam yine arabayı verdi, özledin mi araba sürmeyiii geç bi bakalım unutmuş musun? Sonra süreriz baba yaa (kafadan 600km’dir çişimi tutmaktayım) Oğlum sür şimdi iştee.(Kadere boyun eğlir, direksiyona geçilir, harika bi performans verilir, araba park edilir eve gelinir, annemin gözleri yaşarırken Anne duygusal an yaşatma YAAA diye bağırılır annem toparlanır hep böyle çıkışınca) Hacet giderilir, el yıkanır, Sühayla konuşulur el yıkanır, yemek yenir, el yıkanır, çay içilirken amcamlar gelir, amcamlar gider, bilgisayar açılır, bu yazı da yazılır ve biter (Bu sefer amma geniş zaman kullandım baştan sona, bi el atayım çok sıkıcı gelcek yoksa) (2: Of bana ne uğraşamam)

Bi önceki yazıya uzun mu demiştim ?

Ankara’da son gün

Şubat12

Evet bugün Ankara’da son günüm, son 27 saatim. Dün 7.15′te uyanıp, Beytepe kampüsüne gidebilmek için arkadaşlarımı ve otobüs kuyruğunu bekleyip sınava 15dakika geç girip bilmem kaç dakika erken çıkınca aslında beni Ankara’da tutan hiçbir şey kalmadı. Merkez Diş Deposundan Polywax’ımı da aldım ve yolculuğa hazırdım. Ancak uçak biletini aylar öncesinden alınca böyle olacağını kestiremiyorsun, haliyle ben de bileti Cumartesiye almıştım.

Bu arada Polywax’a niye herkes polivaks diyo yaa poliveks diyelim ne kibar ne şeker bişey oluverir. Kimsede mumu sevme çabası göremiyorum.

Ankara’daki son günüm dedim değil mi, evet böyle yazınca bugün özel bişey yapmışım da anlatacakmışım gibi durdu ama günü muhtemelen yurtta geçirebilirim, aslında Ulus’a gidip Konya sokağı bulup, elektronikçilerden pancake motor ya da en azından başka bir ufak titreşim motoru bulmak istiyorum, eve gidince el kamerası için 35mm adaptörümü tamamlamayı planlıyordum bir haftadır, anatomi finaline çalışacağıma bunu araştırdım yine geçenlerde ama finaller bitince o şevk kırıldı. ÖSS’ye hazırlanırken de Sinema’nın 5 Temel Öğesine başlamıştım, ÖSS geçti bir yıldır kitapta 80.sayfaya gelebildim. İnsan böyle bi organizma işte.

Gece Hunger filmini izledim, bitirdim, 15dakikalık konu 96 dakikaya esnetilmiş, küfür mü etmeli tebrik mi etmeli kestiremedim ama IMDB’ye girince mevcut ortalamasına ayıp olmasın diye 7 verdim.

Erkin’le bütün gün Ankara’yı yürüyerek yarılayıp, metrodan inice yurda gideceime Derman’ın evine gittiğim için, dönüşte de yorgunluktan zaten bitap bünyemi çok zorlamış olacağım ki kaç gündür boğazımın ağrısı, burnumun tıkanıklığı devam ediyor. Bal, ıhlamur hep anlık rahatlamalar sağlıyori gece uyumak zor bu şekilde. İkbal odaya dönmüş olmasa sabahlardım dün gece muhtemelen.

Bu arada dün sınavdan gelince PES oynamaya gittik 7 kişi. Benimle eşlenip yenilmeyen üstüne 2-1 galibiyet alan tek insan Mehmet oldu, kendisini tebrik ediyoruz. Erkin de çok artislik yapınca Serhatla ikisi bana karşı oynadılar. İlk golü çakınca bayağı gaza geldim ama üstüne yediğim 4 gol pek iyi olmadı. Neyse geliştircez artık PeS’i, belki tatilde buna yönelirim :D

Şu sıralar şunları öğrendim;

-İlk vize özellikle çok önemli, yüksek not almaya bakacaksın, sonra kaldım kaldım bütünlemeden bile 72 alamam demeyeceksin.
-Kuğulu Park’a gittim, kuğular falan şeker biyer fakat Park Kurtuluş Park’ının yirmide biri kadar olmasa daha güzel olabilirmiş. Gerçi Kurtuluş’ta da başımıza bi iş gelse bi hafta sonra bulurlar heralde.
-Metro’ya bile paso kontrolü için eleman koymuşlar, Ankamall’den çıkıp öğrenci egosuyla saf saf turnikeden geçince önüm kesildi, bir de fırça yedim. Metroya dikkatli binmek lazım öğrenci egosu kullanan pasosuz arkadaşlar, otobüste rahat olun zaten şoförün insafına kalmış, kaçış yok ama metroda en uzak turnikeyi seçin, bir de cebinizde boş bi normal ego kartı olsun diyollar.
-Hukuçular tatile gitmeden evel Erol ve Yılmaz’la AOÇ’ye gittik, ilk defa kokoreç yedim, kanımca son defaydı zaten bana göre bişey değil, bi daha gidersem ya döner ya köfte :D Hayvanat bahçesi’nin 16.40da kapandığını öğrendim, hava kararmadan kapatıyolar galiba, kurtlar yemesin turistleri diye. Banliyö trenini kullanmış olduk bir de, kaloriferlerinin deli gibi çalıştığını öğrendik, Yılmaz’ın ayakkabısının tabanı eriyince…
-Protezcilerin finalde gömdüğünü öğrendik, 2lere de aynısı olmuş çünkü galiba.

Neyse son yazmadan sonlandırıyorum zaten kim okuyacak bu kadar uzun gereksiz şeyi

Genel durum değerlendirmesi

Ocak27

Yılmaz’ın 25′e düşen şekerini yükseltirken kaçan uykusu, benim gelmeyen ve şu an geldiği halde Yılmaz bağıra bağıra Anayasa Hukuku çalıştığı için uyuyamadığım gecenin beşinde aylardır girmediğim bloguma bir yazı yazayım dedim.

Liseli ve ilkokullu gençler tatile girmiş, çoğu fakülte de çoktan sınavlarını bitirmişken ben ve HÜ Diş mensupları haftaya başlayacak finalleri bekliyoruz. Bu süreçte şunu anladık, ilk vizelerden yüksek not almaya bakmak gerekiyormuş.

Keşke sevgili abilerimiz bu tip tavsiyeleri finale 6 gün kala vermeseler. . .

Ankara iyice soğudu, kotun altına hacı donu giymek farz oldu gibi ama hala direniyorum.

Sınavlar yüzünden asosyalliğim tavan yaptığı için hesabımda epey para birikti, finaller bittiği an kendimi alışverişe adamayı düşünüyorum.

Yönetmen olma ideallerimden şu dişçilik yüzünden iyice uzaklaştığımı geçen hafta duştayken fark ettim, uzun metraj senaryomun çalışmalarına hız verdim, bitti sayılır. 10 sayfalık uzun metraj senaryosu waoov.

Bu senaryoyu çekmek epey bütçe istediği için yıllar sonra belki çekeriz diyerek rafa kaldıracağız, adam gibi bi kısa film çeksem süper olur bu sene.

Ankara’da yapılabilecek güzel şeyler var ve ben bunları bilmiyorum kanımca. 2.dönem biraz açılmak lazım.

Ankara’ya bahar mayısta gelir diyolar inşallah yalandır :) Gerçi doğu çicuuyuz ama . . .

Aklıma yazacak pek birşey gelmemekte, başka bir gün görüşmek dileğiyle. . .

Home home zıvit home

Kasım29

Bayram geldi.

Memlekete gitme vakti.

Esenboğa’da tatlı bir panik

Gate 103ün önünde delice hareketler yapan saçıyla yuh bu da mı elazığ’a ? dedirten küçük çocuk.

Online check-in sayesinde 15 kiloluk çantasını yanında sokabilmiş ben

Havaş yetiştirebilecek mi diye gerilen ben

Sallaya sallaya yetişip rötara üzülen ben

 

Her neyse işte, bu duygu yoğunluğu uçağa binerken azalmıştı. Normalde yükseklik korkum ve uçağa ilk kez biniyor oluşum beni germeliydi ama olmadı zaten Battlefield’da senelerce uçak sürmüş olmanın verdiği bir aşinalık vardı çünkü camdan gelen görüntü bile monitörle aynıydı. İndik geldik eve.

Kontör olmadığından uçaktan inince babamı arayamadım, Erkinin mesajını görp babama Ben birkan, ara beni mesajı attırdım da kurtardım paçayı(5000sms user). Evimize geldik.

Eveet, bu yazıları millet kimse okumuyo etmiyo sanıyo ama aslında çok sıkı takip edilmekte. Annem de bir Cumhuriyet bayramı ziyaret notlarımı okumuş ve üzülmüş olacak ki evi parlatmış yemekleri yapmış odamı 5 yıldızlandırmış ve en önemlisi dolabımı düzeltip özerkliğine kavuşturmuş :D

Ev sıcaklıkta yurtla yarışmakta. Çorap özgürlüğüme vurulan zincir gibi benim için, bu ayrıntı o yüzden önemli.

Yalnız bayram son yılların en buruk bayramı. Kuzenlerim Elazığ’a birinci günün akşamı geldiği için ve amcamlardan biri eksik olduğu için ve beklenen harçlıklar pek de alınamadığı için kanımca.

Gecelerim her zamaanki gibi kahvede 101 oynayarak, eve gelip artık babamın bilgisayarı adını verdiğim 20inç monitörlü bebeğin başında oturarak.

Anlatacak fazla bir aksiyon falan yok.

Ahmet Metehan’la boğuşurken dişlerinden biri çıkmış, onu görememek beni üzdü. kaçıncı diş düştü acaba yaa.

Kuzenler çok şirin mimit bey ve ayşe duru hanım. Normalde çocukları pek sevmem ama seviyoruz işte. Ayşe Duru’ya aldığum elbise büyük ilgi gördü, kıyafet seçiminde yardımcı olan hanım arkadaşımıza ve manevi desteğini esirgemeyen dostlarımıza teşekkürler. Bunu sen seçemezsin oğlum hangi kızla aldın cümlesine bozuldum ama tahmin yeteneğinin yüksekliğinden ürküp konuşamadım :D

Bu sıkıcı yazının da sonuna geldik. Maksat günlük tutalım ama günlük tutmamın pek maksadı yok neyse görüşürüz kib bye sçs

Diş-145 Dönem 1 Vize 1

Kasım17

Evet ilk vizeyi verdik, ya da o bize (belli bi kesim elbette) verdi. Birol’un deyimiyle sorular kolaydı yaaa ama yapamadım :D

Bir iki haftadır protez vizesinin gerginliği üzerimdeydi. Ama yeterince gerilememiş olacağım ki 5 günde ilk 25 sayfayı okumak dışında pek birşey yapmadım. Şu an ödev yetiştirmeye çalışırken alçıdan bembeyaz olan klavyemle veya şu saatte ayakkabılarını çıkarmamış ayaklarımla gezdim tozdum.

Cumartesi gecesi de Kızılay’dan dönmüştüm saat 23.00 sularıydı. Çalışmaya kararlıydım. Odaya girdim, enteresan heyacanlar.

1:Biz film izliycez aabi
Tamam izleyin ben de bi köşede ders çalışırım
2:Nası yaa ışıkla film mi izlenir sinema efekti vercez odaya
Lan önce projektörle perde alın olm ne sineması
2:Yaa ışığı kapatınca yeter laptobun ekranı merak etme sen
Film ne
2:terminal
Bi izleyelim bakalım
2:Çok güzel film diyolar yaa

Diye başladık. Film 2 saatti arada Levent geldi, bende hala sınava çalışamama stresi var aslında. Levent geldi sınav muhabbeti açıldı kendisi hukukçu geçen sene Redbull ve Novalgin içip sabah 7ye kadar nasıl 400 sayfa okudupunu anlattı. Sınavdan sonrada Sakarya’da inip bir bardak sek rakı çakıp yurda gelince nasıl 20 saat uyuduğunu…

Bu arada en iyi çalışma yeri okul kütüphanesi aaabi dedi ve cümlesini bitirmeden Erkin’i aradım.

Abi sabah kütüphanedeyiz 11de buluşuyoruz çalışıp bitiriyoruz başka türlü olmaz

Sabah 11′de buluştuk, sıkı bir kahvaltı yapacaktık hemen yurtlar sokağına akıp 12.30 dolaylarına kadar kahvaltı yaptık, Kütüphaneye geldik, Erce ve Yekta’ya selam çakıp eksi birinci kata indik bi yere çöktük.

Başlangıçta gayet iyiydik 10-15sayfadan sonra dağılmaya başlayınca Erkiiin molaaaa

Mola’da telefon gelir, Hasan amca arar, Malatyalı öğrencileri topladım balık yiyoruz gelin. Park Restaurant’a akılır 15 dakikalığına ! Mert’le geyik yapılır yapılır yemekler yenir bir buçuk saat geçer.

Neyse biz dönelim saat 4ü geçiyo
Mert: Abi haftasonu kütüphane 5te kapanıyo
NEEEy 24 saatti hani
Haftasonu 5te kapanıyo abi

Böylece bir iki sayfa daha bakıp yurda geldim hızla bitirdim. Panik telaş mesaj çıkmış soru derken Erkin’in oda arkadağı sağola varola Tenur Abi’nin Melon cafe sabah 8 randevusuna yetişip tüyo aldık. Eh kısmen yaradı kısmen yaramadı.

Sorular geldi, evet tanıdıktı sorular ama akraba da değildik :D Genelde herkes kötü geçti modunda, görcez bakalım. Of yaa kahretsin :D Bitmez lan bu okul tırsıyorum :D Cusp üçgeni ne yaa

11.11.09: Yoğunlaştırılmış ve ekşınlaştırılmış

Kasım11

Gün, Erkinle yurtlar sokağında buluşarak başladı. Çocukceyiz kahvaltı edememiş tostla doymaya çalışmaktaydı. Hadi olm derse az kaldı diyerek fakülteye çıkan yokuşu tırmanmaya başladık. Tam biz girerken biri anatomi labmııııııııııış yankısıyla hızla geçti, kim olduğunu göremedik.

Derse henüz 5dakika gibi uzun bir süre olduğu için ağırdan alıyoorduk, erkin keyif peşindeydi meyve suları falanlar(!)… O sırada yine hızlı bir isim dolaba doğru koşturmaya başladı, Aziz. Çıkışta nasıl olduysa kesiştik ve laba doğru hızlı adımlarla yürümeye başladık.

Masama geçtim, tabure buldum, oturdum. Naaayırr yine prof aman tanrııım bütün lablarım böyle inişli çıkışlı mı geçicekti yine quizci prof. Gamze’nin yanına çöküverdimi bu sefer Serhat yoktu muhtemelen labı bilmediğinden kafayı vurup yatmıştı.

Gamzeeeee quzici proooof ! Eveeeeeeeeeeet ! Quiz mi yapcak ! Hıı! Neeee quiz mi! Off bilmiyorum ki ben de şimdi geldim :/ Öyle desene yaaw :S

Neyse ki korkulan olmadı pardon quiz olmadı, doğaçlama çalıştık kafatasları üzerinde. Arada prof beye de soru sorduk gözüne girdik, eli omzumdan inmedi diyebilirim hatta :P

Anatomiyi hafif sıyrıklarla atlatıp 12′de temiz havaya kavuştuk. Yemekhanede hamsi vardı, 40 kişi yurtlar sokağına yemek yemek için akın ettik. Sonra Erkinle çakalca bir hamle yapıp Bistro’ya daldık karnımızı doyurduk.

Öğleden sonra Histoloji vardı. Genel olarak en yoğun geçen ders olmuştu bugüne kadar. Hele bir önceki histoloji yani Epitel doku ölümcüldü, uyu uyan kalk bitmezz. Bu sefer lablarda rastladığım başka bir hanım hocayı görünce hafif geçer diye düşündüm. Ne yazık ki öyle olmadı. Epey de zayiat verdik.

Uykuya dalmıştım, kolumun karıncalanmasıyla uyanıvermişim. Arkadan gayet sakin bir ses geldi.

Hocaam, arkadaş bayıldı daaa

NEEEY Bayıldı mııı

Hoca coşmuştu ama hekim adaylarımız de pek soğukkanlıydı canım, hekim olcaksınız okey de biraz duygu katın be yavrularım. Belki de olayın şokundandı, sonra özellikle arkadaşımızın yakın arkadaşları olaydan epeyce etkilendi.

Her neyse, çok uyuyan yoktu nedenini çözemedim, insanlar mide kramplarıyla dinlemekteydi dersi. Sunum 150li sayfalara gelmiş olmalıydı, bir derslik sunumu hazırlamak kaç hafta sürer diye düşündüm bir an.

Aziz grafiti olayına giriş yaptı, yakında paralıya da geçebilir ama bana sözü var, histolojide kültür-sanat etkinlikleri, kaynaşmalar ve yetenek keşifleri böylece yaşanmakta. Ben de her ders arka sıramda oturan yeni birileriyle tanışıyorum. Yaşasın histoloji mi diyim ne diyim bilemedim ki şimdi :D

5 satırla

Kasım11

Bulutlara çıkabilmek

.                                         En.Dipsiz bir kuyudur

Gidip Okyanusta yalınayak

Ağır ağır kararırken ortalık

Görebilmektir o parıltıyı

Çam yaprakları süzülürken

Kasım9

Döktüler beni

Ben yapan, sizleri

hissetmeden kaldıran yerden

hafifleten onu

fark etmez göz

.                           .yavaş geçen cisimleri

Geçerken son tren,

yine fark etmedi hiçkimse

yavaşlığından değil

ordan geçmiyordu zira

Brkn Ttr

haayır saçmalamıyorum

« Eski Yazılar
  • Giriş
  • Standart XHTML
  • XFN
  • WordPress
  • Yakuter