Birkan Tatar

"tehlikeli oyunlar oynamak istiyor insan; bir yandan da kılına zarar gelsin istemiyor. küçük oyunlar istemiyorum albayım." bi de Aşk da biter bitmez günler bi de birkantatarın sonsuz sayılı günleri işte

Öteki

Nisan12

Bazı insanlar vardır baylar, dümdüz yollarına giderler, sağa sola sapmayı sevmezler; yalnızca maskeli balolarda maske takarlar. Bazı insanlar da vardır, insanın yaradılışının asıl amacının yalnızca döşemeleri çizmeleriyle daha iyi cilalamak olmadığını bilirler. Öyle insanlar vardır, baylar, pantolonları üzerlerine güzel oturuyor diye mutlu olduklarını, yaşamlarının eksiksiz olduğunu söylemezler. Nihayet, boşuna koşuşturup durmayı, onun bunun önünde yaltaklanmayı, en önemlisi de, hiç de istenmedikleri yerlere burunlarını sokmayı sevmeyen insanlar vardır.

Dostoyevski’nin bu kitabıyla dalga geçtiler, biraz karışık falan evet, belki kurgu çok iyi değil ama hakikaten ötekileştiriyorlar insanı, ve bazen bunu anlama fırsatı buluyorsun. Tam 1846′dan beri …

Enenenen

Nisan6

İzlediğim filmler hakkında bir şeyler yazmayı bırakalı yıllar oldu galiba, son zamanlarda siteme pek bişey yazdığım söylenemez zaten. Ben de çok önemli şeyleri unutacağımı bile bile hemencecik bir sıralamaya koymaksızın sevdiğim, görüntülerini ara sıra bilgisayarıma duvar kağıdı yapmaya kalkıştığım filmlerden bazılarını yazıvereyim dedim.

Devamını okuyun »

>0′>

Mayıs14

Yalnızlıkla boğuşurken melankolinin kollarında buldum kendimi. Rüyalarıma bile sinmezdi bilincimin en altındaki düşler. Bu katmanlılık da neyin nesiydi böyle, her şey üç katlı Halley gibi miydi yoksa katmanlaşmaya eğilimli sınırları çizilmemiş kokteyl bardağının santimleri gibi miydi, alkol mü dipteydi süt mü, başlarken mi yanardı geniz bitirirken mi? Hikâyeler bile üç katmanlıydı, giriş gelişme sonuç, senaryolarda üç kırılma vardı, ağaçta kök, gövde, yaprak, seçimde sağ, merkez, sol. İnsan doğar, yaşar ve ölür. İyi film serileri üç filmliktir. Odamı ayıramadım katmanlara, bilincim altlı üstlü süperli egolardan ibaretti belki. Oda da bilincinin ürünü her şeyi bağladık derdi yaşasaydı Berkeley. Kırık düşlerin küçük parçaları bülbülü kanatan gülün dikenleri gibi saçılmıştı odaya. Yatağa dönsen acı, masaya yatsan kan, tavana baksan körsün. Flüoresanlar ancak içini karartmaya yarar insanların. Zamanı yer, ömürden alır. Uyku bile eksiktir artık. Geriye altı morarmış gözler, titreyen eller kalır. Ve amaçsızlıkla ereksizleşmiş ömrün sıkışıklığı kapıyla duvar arasında kalan parmağın ihtiva ettiği kemiğinki kadar acıtır. Biraz da iyi şeylerden bahsedelim pamuk, Güneş hala doğuyor yağmura gebe bulutların ardından, maman da var kumun da, hamile kalmadın bu bahar, ev aramayan yavrular, ev aranan sahipleri. Sokak kedileri tok ve temizdir, çamura ve belediyeye rağmen. Hastaneler kalabalık, lokantalar tenha, elmaslar parlak, paralar eskidir kozmosta. Hayallerse kördür, acıdır, kandır.

 

.:11:.

Nisan29
Çimlere uzanmış düşünüyorum
Güzel günlerimizin bittiğini sanma
Yaşam dolu görünmek zorunda değilsin
Sen de görünmeyiver
Yağmurda kay sessiz ağaçlara çarp
Çizikleri ayakkabı boyasıyla kapatırsın
Ömür boyu savaşmıştım belki bu duyguyla
Kaybetmeye bugün başladım
Batarken güneş ardında tepelerin
Geldi veda vakti güzel düşlerin
Ve Ay tüm ihtişamıyla yırtıyor karanlığı Po
Yağmur başlıyor Dipsi
Ben çimlere uzanmış düşünüyorum.
Beklemesem olmaz mı güneşin doğmasını?
İlk yağmurda düşerken yaşlar
Ayakkabı boyan akmaya başlar
Ayağından, kaportadan
Uçurtmaya binip gitmek isterken
Düşlerin oldu yukarılarda uzaklaşan
Buluttan buluta onlar atladı
Sen baktın sadece çimlerde
Yağmur damlarken gözüne
Gözlerini açamadın
Gözlüğünü silemedin
Çimlerde uzanmış beklerken
İntihar mı etsem dedin
Siyah montlu, güneş gözlüklü amca yanında dikiliyordu
Ancak fark ettin
Efkârlıydın
Abi ot var mı?
Ben hapçı değilim
Toz var mı?
Ben ruhsatsız silah satıyorum
Ver o zaman bi tane
Kaç paran var
Kart geçer mi?
Geçer, kaç taksit?
Kese kâğıdı mı istersin gazeteye mi sarayım
Parmak izlerini silersen kimse anlamayacak
Gazeteler beni yazacak
Annem biraz sonra ölecek olan topçu çocuğunki kadar
Gururlanamayacak
Odama girdim yavaştan elimle ittim masadakileri
Aynadaki yüzüm ilginç görünmedi şakağımdaki silahla
Her zamankinden biraz demirli
Televizyondan gelen garip sesler konsantrasyonumu bozdu
Kapattım onu telaşla
Kimin intikamını kimden alacak
Koca arayan kızlar televizyonda
Ben dedim kendimi vuracağıma
Başka programlar yapılmalı
Dünyayı temizleyeyim en temizi
Sonra da meclisin çatısından atlarım
Önce çatıdaki güvercinleri
Sonra top oynayan cinleri vurdum
Cin gibi çocuktu mahallenin topçusu
Şimdi ruh oldu
Çok aşığı vardı çok düşmanı
Annesine sorsan melek oldu
Dersleri de iyiydi; sınıfın altıncısı
Aile mezarlarında bir boşluk daha doldu
Yaşasaydı sigaraya başlayacak bir kız yüzünden okuldan atılacaktı
Ama yaşamayacaktı işte
Vadesi doldu
Annesi hep yanacaktı
Muhteşem çocuk diye anılacaktı
Durdum
Ne yapıyorum ben demedim tabii ki
Çimlerde düşünmüyordum
Şarjörü doldurdum
Ben de yanacaktım
Sustum, gülümsedim
Zaten konuşmakta değildim
Konuşuyor olsaydım öldürüyor olmazdım
Dinleyeni olan konuşur, dinlemeyeni olan
Silahını konuşturur
Ya da işte reçetesiz haplardan yirmi tane yutar da
Midesini yıkarlar
Toplumsal hayat, mahalle
Üzülenin düşlerini iyiden iyiye yıkarlar
Severiz seni iyi çocuksun saygılısın
Tabuları yıkamazlar
Mahalleli kapısının önünü de yıkamaz
Yine de
Mahallenin topçusunun kanı yerde kalmaz
Belediye itfaiyeyi gönderir onlar yıkar
Ben koşarken ardında ara sokakların
Caddede yavaşlarım
İtfaiye gelmişken ağaçta kalan kediyi de indirir yazık
İlk otobüsle kendimi yeşillik bir alana atarım
Mahallenin topçusu diğerlerini de bir edip zehir verecekti ona
Yeşillik alana vardım, mangalım yoktu sigara yaktım
Akşamüstü
Çimlere yattım
Pembeleşmiş bulutların hareketini izlerken ben
Düşlerim de onların tepesinde zıplayarak
Balkanlara doğru gidiyordu farkındalıksız
Ve ben düşünmüyordum topçu çocuğun
Bulutları henüz aşmış yükselen ruhunu
Nasıl koruyacaklardı acaba kefenin beyazını kana batmadan
Benim işim mi, herkes işine baksın
Herkes işine baksaydı Columbia’da katliam olmazdı
Çimlere uzanmış düşünüyorum
Güneşin batışını
Umutlarımın, düşlerimin
Bulutların kaçışını
Seyrediyorum çimlerde uzanmış.

BeeTe

.:10:.

Nisan7

Sabah çalar kilise çanları
Öğlen falan da çalar belki
Bildiğin şarkıları mırıldanırsın
Ezan okunur ama öğlenleri
Dinleyenim yok diye yakınırsın
Ağlar mısın peki uyuyakalsam yanında sen söylerken
Yoksa yanıma mı kıvrılırsın
Ölsem güneşli bir günde
Yine de titrer mi insanlar
Üşür mü?
Terleyen çocuklarına üşüteceksin demez olur mu anneler
Bir günlüğüne
Üzüntüden
Sabah çanlar çalar yine
Bildiğin şarkıları mırıldanırsın
Siyah ojeyi sever de süremezsin
Şöyle derler böyle derler
Sarı küpe takamazsın
Yakışmaz
Kalbinde yanan bi çember vardır yalnızlıktan
Kimse giremez oraya iyice yanar o da
Çember kapakçılara delik açsa da bi gün kriz geçirsem dersin
Tibia fibula sistol diastol atrium ventikül
En mutlu anında kalp krizi geçirdiğin hayaller kurarsın
Yine de güzel gelir tabii güzelliği anın
Ölünce tat vermez
Saçma şeyleri seversin
Üzüntüden
Ölümün güzelliği
Doğayı örnek gösterirler
Kaplanlar domuz avlasa yermiş
Yermiş ağaçkakan zaten bokunu
Üzüntüden, yokluk işte
Küresel ısınmadandır herhalde
Eşcinsel zürafalar varmış
Bilim adamları lider belirlemek için dermiş
Gel bizim eve çay yapalım
Bildiğin şarkıları mırıldanırsın
Süt katarız İngilizler gibi
İnsan midesi inek sütünü kaldıracak kadar evrimleşememiş
Kabız olurmuş
Bi de üzüntüden kabız olurmuş
Depresyon belirtileri no üç
Acaba barlar taze süt mü kullanıyor malibu için
Yoksa bir haftalık sütü çıkarıp alın için mi?
Giderken uyu
Sokak lambalarının yarattığı ışık çizgisini izle önce
Üşür mü insan üzüntüden
Otobüsler sıcak olur genelde
İçini de ısıtan sokak lambaları
Terlersin kokarsın yanındakine bakarsın
Şifresi çözülecek sırrımız kalmadı
Otobüs kediye çarptı
Veterinere götürürüz demedi, otobüse almadı
Kalbin hızlanır sıcaktan
Kurtaramayınca yolda bıraktı otobüs
Kalp krizi mi geliyor acaba
Geçir canım yolda bıraktı demem
Yoldaki adam kollarını açtı
Yok, kriz geçirsem kolum uyuşur
Sakin ol
Bildiğin şarkıları mırıldan
Beni yolun başına kadar bırak diye yalvardı
Korkuluk gibi açılan kollarla üşür insan
Kitaplığımı düzeltiyorum ben
Yansıyan ağrı
Biri ileri kaçmış biri arkaya yatmış
Çocuk kalbi çok tozlanmış
Kitapların tozunu almak seni unutmaktan kolaymış
Yemek pişirmekten zormuş
Fizyolojiden yirmi-dokuz kişi kalmış
Pişmemiş bifteği yemez Türkler
Filmlerde katillerimiz yer
Çocuk kalbinin özeti çıkmış yetmiş-dokuz sayfa
Başlamadan bitti
Deklanşöre bastım görüntü gitti
Mum ışıkları kadar güzel çıkmadı sokak lambaları otobüste
Hareket halindeyiz ya
Efsanelere inanmayız gerçek olsalar da
Merdivenlerin altından geçeriz apartmanlarda
Bildiğin şarkıları mırıldanırsın
Kan kokusunda yağmur duası eder tecavüzcüsünü öldüren Fatmagül
Dokuz dakkaya kalmaz polis gelir
Hapishanede koğuş hanımı daha beter edecek sonra
Yağmur kan lekesini kalıcı yapar kuruyunca
Zaman geçer her şey patlar zor soluk alırsın
Kolunu kaldırmak söz almaya yetmez
Kolunu kaldırınca üşür insan
Söylesen de yumruk kadar etki etmez kimse kimseye
Soğukta ellerim ceplerimde şarkı söylüyorum giden otobüsün ardından
Kaldırımdan arabalar geçer
İnsanlar asfalttan
Kollarımı açsam üşürüm çünkü
Açmadım kollarımı gitme demedim
Ezer geçersin sonra, siyahlar beyaz beyazlar siyah olmuş
Ağır ağır çıkacaksın merdivenlerden
Yalanlar hakikate karışmış
Aşk kendini tazelemekten sıkılmış
Adam böyle vurulur mu Fatmagül?
Kanlı tişört göğüslerine yapışmış
Niye sutyen giymedin
Zamanla ruhum köreliyor
Polisi bekledin de gitmedin demek
Kaybettiğin ıslığı bulursan ruhumu çağır
Üşüyorsan ceketimi al
Seni düşünmek ne sinirlendiriyor artık ne gülümsetiyor
Yine de görünce başka elbet
Bildiğin şarkıları mırıldan
Günün en güzel saatleri bunlar
Otobüste kahve ikramına katılmazsın sen uykunu kaçırır
Ama Güneş doğmuştur artık
Eriyen karların üstünde çay güzel gider
Poşetten yapılma da olsa
Otobüsün ardında kalan yol, karı buz yapmıştır ben bakarken
Peşinden koşan düşmüştür kaymıştır
Kalbim nükleer santral yeri gibi
Güneş eritmiştir artık karı
Belediye silmiştir kanı
Koroner damarlarım fay hattı
Çankaya’nın çöp arabaları yeni
Akıl hastanemde ilaç vakti
Yogayla terapi
Bildiğin şarkıları mırıldan
Pozitif psikoterapi
Psikiyatrlar ilaçla çözer meseleyi
Freud anamızla bacımızla uğraşır
Babası mı dövmüş zamanında Beethoven gibi
Karın düşüşünü işitirmiş kulakları
Mozartın hocası mıymış Mozart onun mu?
Almanyada kar yağınca okullar tatil olur mu?
Hep Kemal Sunal filmleri oynar otobüslerde
Kemal Sunal sadıktır onlara, uçaktan korkmuştu
Almancıyı iyi oynamıştı
Hatta ölmüştü
Uçaktan korkanlar uçakta bildiği uçakla ilgisi olmayan şarkılar mırıldanır
Bu yol genişti, değildi böyle, kaç araba kaza yaptı aşağı yuvarlandı bildiğin
Otobüs görmüştü
Fatmagülün rüyalarında tek gördüğü kandı
Nişanlsını kalbine, tecavüzcüsünü plaja gömmüştü
Tekilayla karışmıştı kan kokusu
İri çakıllarla döküldüğünden hissediliyordu ta koltuktan asfaltın dokusu
Güneş çıkmıştı artık
Kalmamıştı karda kalma korkusu
Bildiğin şarkıları mırıldan
Yine de frenlere yüklenmemek, yüksek viteste düşük devirde gitmek gerek
Yol yakınlaşmıştı artık
Yeniden eve gelmek
Evi unutup yeniden ev demek
Anne kokusu çay kokusu menemen kokusu
Düştü vites düştü devir
Telefonları kapalı tut ABS paslanır
Bildiğin şarkıları mırıldan
Kusan çocuklar uyumuş artık, muavinler arkasına yaslanır
Doğarken Güneş ardında tepelerin
Yayın vakti gelirken teletabilerin
Bildiğin şarkıları mırıldan
Güzel havalar mahvederken güneydekileri
Erirken kar
Bildiğin şarkıları mırıldan
Emekliliğin keyfini çıkarırken Nail Armstrong
Görünürdedir artık gar
Bildiğin şarkıları mırıldan
Üşümez kimse üzüntüden
Geride kalanlar bayağı bi geride kalmıştır
İnenleri yakınları gardan almıştır
Baban hep geç kalır şaşırmaya lüzum yok
Bildiğin şarkıları mırıldan
Kar yok burada
Güneş de yakmıyor

 

BT

 

« Eski Yazılar
  • Giriş
  • Standart XHTML
  • XFN
  • WordPress
  • Yakuter