.:5:.
Yoga hem beni hem yazılarımı beter etti. İkisiyle de ilgili bir iddiam olmadığı için yaşamı akışına bırakmayı tercih ettim. Yalvarsam da düzelmezdi ikisi de. İlaçlarla şuurumu kaybedip düzeltilmemi istiyordu modern tıp. Şuursuzlukta şuur bulmaktansa şuurumla şuursuzlaşıyorum burada, yine de sizi görmek güzel resimlerde de olsa. Bir hücreye kapattılar çünkü beni Hindistan’ın yoga okulullarından birinde. Facebook önemini kaybetmişti zaten ama akıl hastanesine yatanlardan ne farkım kaldı diye düşünmüyor değilim. Bakmayın güldüğüme çok mutsuzum, çikolata yiyecektim ama dişlerimi fırçaladım. Plak ve tartarın hayatımı alt üst etmesine izin veremem.
**
Boş odalarda sesim yankılanıyordu. Her şeyi yaşadığın evi bomboş görmek hayatımı nasıl da boş gösteriyordu bana. Duvarlar kavgalarımızdan kalma çiziklerle doluydu. Parkedeki çizik dolabımızın, duvardakiler tırnaklarımızındı. Sen de burada olsaydın, hep beraber ateş olsaydık keşke. Bir kere yapmıştım da hatırlarsan.
**
Boş boş koşturdu gelincik tarlasına doğru, bırakın beni dedi boşluğa ve atladı gelinciklerin arasına neşeyle. Tepedeydi güneş orada da, sahildeki barda kokteyl içen insanların tepesindeki gibi. Gülümsedi ışın demetlerine. Sırtüstü yatarken kollarını salladı, bacaklarını da. Gitme demişti oraya küçük falcı. Fincandan çıkmamıştı ki hiç, nereden bilebilirdi tarladaki gelinciklerin sevgisini. İstemedi gelincik tarlasında kimseyi. Saat kulesinin sesi de gelmiyordu buraya, zaman da yoktu karakterler de, zaman yoktu Güneş batana kadar. Gülümsedi ışın demetine; gitme… dedi. Güneş gitti, o yine de gülümsedi. Bahçesinde istemedi kimseyi, köşedeki tahtalardan bir kulübe kurdu söğüt ağacının ince dallarına. Kimse bir şey diyemezdi. Tarla hayat kadar boş ve sahipsizdi. Boş tarlayı gelincikler doldurmuştu, ince söğüt dallarını incelikleri. Huzursuzluktaydı huzur belki de, telefonu çaldı, kapattı falcının suratına.
**
Ölmek vardı şimdi, her yer karanlık ve sessizken, rüzgar hafifçe eserken… Mevsimlerden yazdır ve sıcaktır ama hafif rüzgar üşümenizi de pişmenizi de engeller, huzur doludur. Tatlı tatlı muhabbetler eder insanlar. Ben de yatıp sessizliği dinlemek istiyorum uzun bir süre. İntihara meyilli değilim hayır, üç kere ettim olmayınca bıraktım, ecelimi bekliyorum.
**
Üzüldü, üzüldü. Üzücüydü her şey. İstediği şeyler hiçbir zaman tam olarak gerçekleşmedi. Kimsenin gerçekleşemezdi zaten. Ama o duygusaldı. İnsanlar ulaşamayacakları şeyleri onun kadar sevmezdi. Haliyle üzülmezdi. Üzüldü o, üzülürdü arada işte, üzülürdü çoğu zaman. Sigara içti o da, bol bol alkol tüketti. Melankoli hoşuna gitmeye başlamıştı bu dostlarla. İnsanlarla zaten yoktu pek muhabbeti, bu yıkımlar sigarayla içkiyle açacak muhabbet ortamı salıyordu en azından. Bir gün yalıtıldı odası. Yoktu arkadaşları. Üzüntüler yalıtılmış odada çaldı en çok kapısını. Fallarda aşk, ara, sağlık, eğitim gibi kategoriler olur ya, hepsinden darbe yedi bir anda. Yoktu arkadaşları. Melankoliyi sevmedi işte o zaman. Melankoli boş yaşamaktan ileri gelir dediği günleri de hatırladı, iyice üzüldü kendisine. Boş bulup anlaşamadığı insanlar kadar boş yaşadığını fark etti sessizce, boş ideallerle doldurduğu kalbinin zehirlendiğini anladı, içinden de olsa ağladı. Ağlayabilecek olsa herkesle geçinirdi zaten.
**
Yapraklardan hızlı dökülüyordu insanlar. Koskoca caddede her saniye birileri yıkılıyordu. Korktuk, şaşırdık, sarılamadık. Ölenlere bayılanlar eklendi, hepsi yere ve birbirlerine uzanmıştı boylu boyunca. Yağmurlar yağdı üzerimize, hala donakalmıştık orada öylesine. Yıkılmadan önceki kayıtsızlıkları bize geçmişti adeta çevreye karşı. Düşünmeye başladığım an çözüldü bağım, yüzerek uzaklaştım olay yerinden.
**
BT saçmalamacaları Inc.






























