>0′>
Yalnızlıkla boğuşurken melankolinin kollarında buldum kendimi. Rüyalarıma bile sinmezdi bilincimin en altındaki düşler. Bu katmanlılık da neyin nesiydi böyle, her şey üç katlı Halley gibi miydi yoksa katmanlaşmaya eğilimli sınırları çizilmemiş kokteyl bardağının santimleri gibi miydi, alkol mü dipteydi süt mü, başlarken mi yanardı geniz bitirirken mi? Hikâyeler bile üç katmanlıydı, giriş gelişme sonuç, senaryolarda üç kırılma vardı, ağaçta kök, gövde, yaprak, seçimde sağ, merkez, sol. İnsan doğar, yaşar ve ölür. İyi film serileri üç filmliktir. Odamı ayıramadım katmanlara, bilincim altlı üstlü süperli egolardan ibaretti belki. Oda da bilincinin ürünü her şeyi bağladık derdi yaşasaydı Berkeley. Kırık düşlerin küçük parçaları bülbülü kanatan gülün dikenleri gibi saçılmıştı odaya. Yatağa dönsen acı, masaya yatsan kan, tavana baksan körsün. Flüoresanlar ancak içini karartmaya yarar insanların. Zamanı yer, ömürden alır. Uyku bile eksiktir artık. Geriye altı morarmış gözler, titreyen eller kalır. Ve amaçsızlıkla ereksizleşmiş ömrün sıkışıklığı kapıyla duvar arasında kalan parmağın ihtiva ettiği kemiğinki kadar acıtır. Biraz da iyi şeylerden bahsedelim pamuk, Güneş hala doğuyor yağmura gebe bulutların ardından, maman da var kumun da, hamile kalmadın bu bahar, ev aramayan yavrular, ev aranan sahipleri. Sokak kedileri tok ve temizdir, çamura ve belediyeye rağmen. Hastaneler kalabalık, lokantalar tenha, elmaslar parlak, paralar eskidir kozmosta. Hayallerse kördür, acıdır, kandır.
.:11:.
Çimlere uzanmış düşünüyorum
Güzel günlerimizin bittiğini sanma
Yaşam dolu görünmek zorunda değilsin
Sen de görünmeyiver
Yağmurda kay sessiz ağaçlara çarp
Çizikleri ayakkabı boyasıyla kapatırsın
Ömür boyu savaşmıştım belki bu duyguyla
Kaybetmeye bugün başladım
Batarken güneş ardında tepelerin
Geldi veda vakti güzel düşlerin
Ve Ay tüm ihtişamıyla yırtıyor karanlığı Po
Yağmur başlıyor Dipsi
Ben çimlere uzanmış düşünüyorum.
Beklemesem olmaz mı güneşin doğmasını?
İlk yağmurda düşerken yaşlar
Ayakkabı boyan akmaya başlar
Ayağından, kaportadan
Uçurtmaya binip gitmek isterken
Düşlerin oldu yukarılarda uzaklaşan
Buluttan buluta onlar atladı
Sen baktın sadece çimlerde
Yağmur damlarken gözüne
Gözlerini açamadın
Gözlüğünü silemedin
Çimlerde uzanmış beklerken
İntihar mı etsem dedin
Siyah montlu, güneş gözlüklü amca yanında dikiliyordu
Ancak fark ettin
Efkârlıydın
Abi ot var mı?
Ben hapçı değilim
Toz var mı?
Ben ruhsatsız silah satıyorum
Ver o zaman bi tane
Kaç paran var
Kart geçer mi?
Geçer, kaç taksit?
Kese kâğıdı mı istersin gazeteye mi sarayım
Parmak izlerini silersen kimse anlamayacak
Gazeteler beni yazacak
Annem biraz sonra ölecek olan topçu çocuğunki kadar
Gururlanamayacak
Odama girdim yavaştan elimle ittim masadakileri
Aynadaki yüzüm ilginç görünmedi şakağımdaki silahla
Her zamankinden biraz demirli
Televizyondan gelen garip sesler konsantrasyonumu bozdu
Kapattım onu telaşla
Kimin intikamını kimden alacak
Koca arayan kızlar televizyonda
Ben dedim kendimi vuracağıma
Başka programlar yapılmalı
Dünyayı temizleyeyim en temizi
Sonra da meclisin çatısından atlarım
Önce çatıdaki güvercinleri
Sonra top oynayan cinleri vurdum
Cin gibi çocuktu mahallenin topçusu
Şimdi ruh oldu
Çok aşığı vardı çok düşmanı
Annesine sorsan melek oldu
Dersleri de iyiydi; sınıfın altıncısı
Aile mezarlarında bir boşluk daha doldu
Yaşasaydı sigaraya başlayacak bir kız yüzünden okuldan atılacaktı
Ama yaşamayacaktı işte
Vadesi doldu
Annesi hep yanacaktı
Muhteşem çocuk diye anılacaktı
Durdum
Ne yapıyorum ben demedim tabii ki
Çimlerde düşünmüyordum
Şarjörü doldurdum
Ben de yanacaktım
Sustum, gülümsedim
Zaten konuşmakta değildim
Konuşuyor olsaydım öldürüyor olmazdım
Dinleyeni olan konuşur, dinlemeyeni olan
Silahını konuşturur
Ya da işte reçetesiz haplardan yirmi tane yutar da
Midesini yıkarlar
Toplumsal hayat, mahalle
Üzülenin düşlerini iyiden iyiye yıkarlar
Severiz seni iyi çocuksun saygılısın
Tabuları yıkamazlar
Mahalleli kapısının önünü de yıkamaz
Yine de
Mahallenin topçusunun kanı yerde kalmaz
Belediye itfaiyeyi gönderir onlar yıkar
Ben koşarken ardında ara sokakların
Caddede yavaşlarım
İtfaiye gelmişken ağaçta kalan kediyi de indirir yazık
İlk otobüsle kendimi yeşillik bir alana atarım
Mahallenin topçusu diğerlerini de bir edip zehir verecekti ona
Yeşillik alana vardım, mangalım yoktu sigara yaktım
Akşamüstü
Çimlere yattım
Pembeleşmiş bulutların hareketini izlerken ben
Düşlerim de onların tepesinde zıplayarak
Balkanlara doğru gidiyordu farkındalıksız
Ve ben düşünmüyordum topçu çocuğun
Bulutları henüz aşmış yükselen ruhunu
Nasıl koruyacaklardı acaba kefenin beyazını kana batmadan
Benim işim mi, herkes işine baksın
Herkes işine baksaydı Columbia’da katliam olmazdı
Çimlere uzanmış düşünüyorum
Güneşin batışını
Umutlarımın, düşlerimin
Bulutların kaçışını
Seyrediyorum çimlerde uzanmış.
BeeTe
.:10:.
BT
.:9:.
Bomba gibi bir çıkıştan önce pompa gibi bir giriş gereklidir ki arkasından gelenleri emerek ulaştırabilsin sevgili halkım. Saykodelik müziklerin cazibesine kapılık saykodelik bir serüven yaşamak istemiştim. Psikiyatristimin bana vermiş olduğu hapları kokteyl yapıp yüzümün ortasındaki deliğe soktum. Sonuç olarak çıkmış olduğum saykodelik triplerden bir çok anı topladım. Acı tatlı birçok hatıra kazandırdılar bana sağolsunlar. Ayının biri, normal ayı, postum bile postmodern diye girdi söze. Kaplumbağa da ona yavaş ol lan dedi. Tavşan çok gerideydi. Ayı kaydı kaydıraktan, bir şiire başladı karga haykıraraktan. Gül bile aşık oldu karganın sözüne, yazdı çiçeklerinin birine; Güzel şiir çirkin parkta yazılır.
*Yağmur dinmeden parka inmeyeceğiz!
Sıcak bir şeyler içip yağmuru dinleyeceğiz!
Yağmur dinmeden gitmeyeceğiz!
Işıkları kapatmayacağız!
Televizyonu açmayacağız!
Damlalar durmadan devam etmeyeceğiz!
Dinmiyor yağmur anlasana iki gündür
Dışarı çıksak erimeyeceğiz
Islansak üşütmeyeceğiz
Islanmayacağız
Ayaklarımızı hissizlendirir ayakkabılar
Çamura toprağa hiç girmeyeceğiz
Soluk bir kırmızıdır şimdi o kaydırak
Helvacıdan, macuncudan yoksundur yağmurda park
Çocuksuz sallanıyordur şimdi, zincirleriyle salıncak
Kapat ışıkları, bitti bak şarap
Çekelim kapıyı
Rüzgârla bir oldu, zaman da uzaklaşacak
Parka inmeyeceğiz…
-ama inseydik eğer,
Salıncaklar çocukluğumuzla sallanacaktı
Usulca kararırken ortalık
Isınırken sarı sokak lambaları yavaşça
Yağmurdan kaçan köpekler havlamayacaktı
*
Seçkiler sergideSeçkinler televizyonda
Seçilmişler mecliste
Seçkin ile ben de parktayız bir gün
Babası sormuş geçen gün Seçkin’e
Bölümünü seçtin mi?
Dershaneni seçtin mi?
Bir küfür savurdu Seçkin
Ne oldu Seçkin bezdin mi?
Sürekli sorular sorular
Ölmek istiyorum abi
Ne iş
Yaşamaktan geçtin mi?
Bak sen de böylesin
Hepiniz aynısınız işte
*
Yağmur yağarken gördüm onu yıllar sonra. Sesi incelmiş, dudaklarını boyamış-koyu kırmızı-şemsiyesi de siyah, karanlıkta tek görünen dudakları… Yıllar önce salıncaklarında sallandığımız parkın ıslak bankında kıçımızı sırılsıklam etmek pahasına da olsa oturmuş şarap içiyorduk ucuzundan, salıncakları çoktan kırmış yaramaz çocuklar. Okuldan konuşuyorum ben, evden konuşuyor o, okulu yok onun. Sevgilileri olmuş en psikopatından. Annesi eve kilitlemiş bazen, abisi bağırmış bazı. Babası karışmazmış, kafası yeterince karışıkmış babasının. Oraya hep yağmur yağarmış. Kapıyı çarptıkça başka bir parka gidermiş her gün, ev kalırken arkasında. Bana bir sır verdi ama ikimizin arasında. Normalmiş gibi davrandım, bakakalırdım aslında. Yeterince derdi vardı onun, normalliği hissetmeliydi belki biraz. Kalbi yangın yeri değilmiş, oraya hep yağmur yağarmış(Gözleri deniz). Sulugözdür bizimki, tutamaz içindekini gözünde, sözleri değil yaşları akar(dudakları kiraz). Ama gerçekleri yüzüne vurmalıydı birileri! Küçükken doktor olmaktı tek dileği… Saatlerce geçen yılları konuşarak günü geçirdik(üzüldüm biraz). Sonra ben kalktım, evden yumurta almaya diye çıkmıştım. Parkın sonuna kadar beni geçirdi. Bir şiircik bıraktım avucuna
*
Dokunsalar ağlayacaksınÇikolata ne yapsın
Endorfin de bir yere kadar
*
Beyaz bir bulutun üstünde beyaz bir bulutun gidişini seyrediyorum şimdi. Birkaç bulutta birkaç arkadaş daha, ilk rüzgârda savruluyorlar uzaklara. Balkanlarda yağmur mu olsam, Arap çöllerine kum mu yağdırsam. Kuşlar çok uzakta şimdi, kurtlar bana ulumuyor. Parkta bekleyen sevgilim, nokta olmuş görünmüyor. Yakan güneş kızgın, bulutlardakiler gülümsüyor, maskeler çıkmamış, çıkmasın, yağmur yağmasın, Güneş batmasın..
Birkan TATAR

