Birkan Tatar

Kimsenin girmediği, girenin de sallamadığı liseli harikalar kumpanyası

>1′>

Mayıs26
Kendimle barışayım dedim de çok aksi piç.
Sevgi dolu Samanyolu.
Bence Samanyolu sıvı kütlesi gibi bişi,
Bi füze yollasak içinden çıkıp başka bir yola açılacak.
Samanyolu’nun kabuğunu delip
Yumurta gibi çatlatacak.
Ama açılmıyor bulutlar, yağıyor üstüme,
Üstümü emip.
Kafiyeler çiğ köftelerin arasında
Yalan olmak için çok acı
Doğruluyor bulutlar ağaçların üzerinden
Ölümden başka kaçış yok senden Dünya
Düzeninden gına geldi
Ay ışığında savruluyor yapraklar
Bir tarafım bir yana öbürüm öbür yana
Kendimle barışayım dedim de çok aksi piç
Sevgi dağıtmış bir de bakmış
Kendine kalmamış
Hangi sevgisi hangi pazarda yağmalanmış.
Sevgi paylaştıkça artar o gezegende
Bakkalın terazisi eksik tartar
Beşe alır üçe satar
Astronotlar ayrıldı mı acaba hiç bu dünyadan
Yumurta gemileriyle Amerikanların
Konuşsa susturacak
Dokunsa dağıtacak
Uyuyan bir ruh o
Kimse uyandırmayacak
Mutlak mutluluğun muğlâk mayhoşluğu
Bir gün gelip bizi de bulacak
O gün kendimizle barışacağız
O gün onu biz bulacağız
Aynayla olan randevumuzdan
Gülümseyerek ayrılacağız
Aynalar yumruklarla değil
Hi5larla kırılacak
Sular sıcak akacak.
Bulutlar dağılacak.
Güneş yakmayacak.
Bıktırmayacak.
BT

>0′>

Mayıs14

Yalnızlıkla boğuşurken melankolinin kollarında buldum kendimi. Rüyalarıma bile sinmezdi bilincimin en altındaki düşler. Bu katmanlılık da neyin nesiydi böyle, her şey üç katlı Halley gibi miydi yoksa katmanlaşmaya eğilimli sınırları çizilmemiş kokteyl bardağının santimleri gibi miydi, alkol mü dipteydi süt mü, başlarken mi yanardı geniz bitirirken mi? Hikâyeler bile üç katmanlıydı, giriş gelişme sonuç, senaryolarda üç kırılma vardı, ağaçta kök, gövde, yaprak, seçimde sağ, merkez, sol. İnsan doğar, yaşar ve ölür. İyi film serileri üç filmliktir. Odamı ayıramadım katmanlara, bilincim altlı üstlü süperli egolardan ibaretti belki. Oda da bilincinin ürünü her şeyi bağladık derdi yaşasaydı Berkeley. Kırık düşlerin küçük parçaları bülbülü kanatan gülün dikenleri gibi saçılmıştı odaya. Yatağa dönsen acı, masaya yatsan kan, tavana baksan körsün. Flüoresanlar ancak içini karartmaya yarar insanların. Zamanı yer, ömürden alır. Uyku bile eksiktir artık. Geriye altı morarmış gözler, titreyen eller kalır. Ve amaçsızlıkla ereksizleşmiş ömrün sıkışıklığı kapıyla duvar arasında kalan parmağın ihtiva ettiği kemiğinki kadar acıtır. Biraz da iyi şeylerden bahsedelim pamuk, Güneş hala doğuyor yağmura gebe bulutların ardından, maman da var kumun da, hamile kalmadın bu bahar, ev aramayan yavrular, ev aranan sahipleri. Sokak kedileri tok ve temizdir, çamura ve belediyeye rağmen. Hastaneler kalabalık, lokantalar tenha, elmaslar parlak, paralar eskidir kozmosta. Hayallerse kördür, acıdır, kandır.

 

.:11:.

Nisan29
Çimlere uzanmış düşünüyorum
Güzel günlerimizin bittiğini sanma
Yaşam dolu görünmek zorunda değilsin
Sen de görünmeyiver
Yağmurda kay sessiz ağaçlara çarp
Çizikleri ayakkabı boyasıyla kapatırsın
Ömür boyu savaşmıştım belki bu duyguyla
Kaybetmeye bugün başladım
Batarken güneş ardında tepelerin
Geldi veda vakti güzel düşlerin
Ve Ay tüm ihtişamıyla yırtıyor karanlığı Po
Yağmur başlıyor Dipsi
Ben çimlere uzanmış düşünüyorum.
Beklemesem olmaz mı güneşin doğmasını?
İlk yağmurda düşerken yaşlar
Ayakkabı boyan akmaya başlar
Ayağından, kaportadan
Uçurtmaya binip gitmek isterken
Düşlerin oldu yukarılarda uzaklaşan
Buluttan buluta onlar atladı
Sen baktın sadece çimlerde
Yağmur damlarken gözüne
Gözlerini açamadın
Gözlüğünü silemedin
Çimlerde uzanmış beklerken
İntihar mı etsem dedin
Siyah montlu, güneş gözlüklü amca yanında dikiliyordu
Ancak fark ettin
Efkârlıydın
Abi ot var mı?
Ben hapçı değilim
Toz var mı?
Ben ruhsatsız silah satıyorum
Ver o zaman bi tane
Kaç paran var
Kart geçer mi?
Geçer, kaç taksit?
Kese kâğıdı mı istersin gazeteye mi sarayım
Parmak izlerini silersen kimse anlamayacak
Gazeteler beni yazacak
Annem biraz sonra ölecek olan topçu çocuğunki kadar
Gururlanamayacak
Odama girdim yavaştan elimle ittim masadakileri
Aynadaki yüzüm ilginç görünmedi şakağımdaki silahla
Her zamankinden biraz demirli
Televizyondan gelen garip sesler konsantrasyonumu bozdu
Kapattım onu telaşla
Kimin intikamını kimden alacak
Koca arayan kızlar televizyonda
Ben dedim kendimi vuracağıma
Başka programlar yapılmalı
Dünyayı temizleyeyim en temizi
Sonra da meclisin çatısından atlarım
Önce çatıdaki güvercinleri
Sonra top oynayan cinleri vurdum
Cin gibi çocuktu mahallenin topçusu
Şimdi ruh oldu
Çok aşığı vardı çok düşmanı
Annesine sorsan melek oldu
Dersleri de iyiydi; sınıfın altıncısı
Aile mezarlarında bir boşluk daha doldu
Yaşasaydı sigaraya başlayacak bir kız yüzünden okuldan atılacaktı
Ama yaşamayacaktı işte
Vadesi doldu
Annesi hep yanacaktı
Muhteşem çocuk diye anılacaktı
Durdum
Ne yapıyorum ben demedim tabii ki
Çimlerde düşünmüyordum
Şarjörü doldurdum
Ben de yanacaktım
Sustum, gülümsedim
Zaten konuşmakta değildim
Konuşuyor olsaydım öldürüyor olmazdım
Dinleyeni olan konuşur, dinlemeyeni olan
Silahını konuşturur
Ya da işte reçetesiz haplardan yirmi tane yutar da
Midesini yıkarlar
Toplumsal hayat, mahalle
Üzülenin düşlerini iyiden iyiye yıkarlar
Severiz seni iyi çocuksun saygılısın
Tabuları yıkamazlar
Mahalleli kapısının önünü de yıkamaz
Yine de
Mahallenin topçusunun kanı yerde kalmaz
Belediye itfaiyeyi gönderir onlar yıkar
Ben koşarken ardında ara sokakların
Caddede yavaşlarım
İtfaiye gelmişken ağaçta kalan kediyi de indirir yazık
İlk otobüsle kendimi yeşillik bir alana atarım
Mahallenin topçusu diğerlerini de bir edip zehir verecekti ona
Yeşillik alana vardım, mangalım yoktu sigara yaktım
Akşamüstü
Çimlere yattım
Pembeleşmiş bulutların hareketini izlerken ben
Düşlerim de onların tepesinde zıplayarak
Balkanlara doğru gidiyordu farkındalıksız
Ve ben düşünmüyordum topçu çocuğun
Bulutları henüz aşmış yükselen ruhunu
Nasıl koruyacaklardı acaba kefenin beyazını kana batmadan
Benim işim mi, herkes işine baksın
Herkes işine baksaydı Columbia’da katliam olmazdı
Çimlere uzanmış düşünüyorum
Güneşin batışını
Umutlarımın, düşlerimin
Bulutların kaçışını
Seyrediyorum çimlerde uzanmış.

BeeTe

.:10:.

Nisan7

Sabah çalar kilise çanları
Öğlen falan da çalar belki
Bildiğin şarkıları mırıldanırsın
Ezan okunur ama öğlenleri
Dinleyenim yok diye yakınırsın
Ağlar mısın peki uyuyakalsam yanında sen söylerken
Yoksa yanıma mı kıvrılırsın
Ölsem güneşli bir günde
Yine de titrer mi insanlar
Üşür mü?
Terleyen çocuklarına üşüteceksin demez olur mu anneler
Bir günlüğüne
Üzüntüden
Sabah çanlar çalar yine
Bildiğin şarkıları mırıldanırsın
Siyah ojeyi sever de süremezsin
Şöyle derler böyle derler
Sarı küpe takamazsın
Yakışmaz
Kalbinde yanan bi çember vardır yalnızlıktan
Kimse giremez oraya iyice yanar o da
Çember kapakçılara delik açsa da bi gün kriz geçirsem dersin
Tibia fibula sistol diastol atrium ventikül
En mutlu anında kalp krizi geçirdiğin hayaller kurarsın
Yine de güzel gelir tabii güzelliği anın
Ölünce tat vermez
Saçma şeyleri seversin
Üzüntüden
Ölümün güzelliği
Doğayı örnek gösterirler
Kaplanlar domuz avlasa yermiş
Yermiş ağaçkakan zaten bokunu
Üzüntüden, yokluk işte
Küresel ısınmadandır herhalde
Eşcinsel zürafalar varmış
Bilim adamları lider belirlemek için dermiş
Gel bizim eve çay yapalım
Bildiğin şarkıları mırıldanırsın
Süt katarız İngilizler gibi
İnsan midesi inek sütünü kaldıracak kadar evrimleşememiş
Kabız olurmuş
Bi de üzüntüden kabız olurmuş
Depresyon belirtileri no üç
Acaba barlar taze süt mü kullanıyor malibu için
Yoksa bir haftalık sütü çıkarıp alın için mi?
Giderken uyu
Sokak lambalarının yarattığı ışık çizgisini izle önce
Üşür mü insan üzüntüden
Otobüsler sıcak olur genelde
İçini de ısıtan sokak lambaları
Terlersin kokarsın yanındakine bakarsın
Şifresi çözülecek sırrımız kalmadı
Otobüs kediye çarptı
Veterinere götürürüz demedi, otobüse almadı
Kalbin hızlanır sıcaktan
Kurtaramayınca yolda bıraktı otobüs
Kalp krizi mi geliyor acaba
Geçir canım yolda bıraktı demem
Yoldaki adam kollarını açtı
Yok, kriz geçirsem kolum uyuşur
Sakin ol
Bildiğin şarkıları mırıldan
Beni yolun başına kadar bırak diye yalvardı
Korkuluk gibi açılan kollarla üşür insan
Kitaplığımı düzeltiyorum ben
Yansıyan ağrı
Biri ileri kaçmış biri arkaya yatmış
Çocuk kalbi çok tozlanmış
Kitapların tozunu almak seni unutmaktan kolaymış
Yemek pişirmekten zormuş
Fizyolojiden yirmi-dokuz kişi kalmış
Pişmemiş bifteği yemez Türkler
Filmlerde katillerimiz yer
Çocuk kalbinin özeti çıkmış yetmiş-dokuz sayfa
Başlamadan bitti
Deklanşöre bastım görüntü gitti
Mum ışıkları kadar güzel çıkmadı sokak lambaları otobüste
Hareket halindeyiz ya
Efsanelere inanmayız gerçek olsalar da
Merdivenlerin altından geçeriz apartmanlarda
Bildiğin şarkıları mırıldanırsın
Kan kokusunda yağmur duası eder tecavüzcüsünü öldüren Fatmagül
Dokuz dakkaya kalmaz polis gelir
Hapishanede koğuş hanımı daha beter edecek sonra
Yağmur kan lekesini kalıcı yapar kuruyunca
Zaman geçer her şey patlar zor soluk alırsın
Kolunu kaldırmak söz almaya yetmez
Kolunu kaldırınca üşür insan
Söylesen de yumruk kadar etki etmez kimse kimseye
Soğukta ellerim ceplerimde şarkı söylüyorum giden otobüsün ardından
Kaldırımdan arabalar geçer
İnsanlar asfalttan
Kollarımı açsam üşürüm çünkü
Açmadım kollarımı gitme demedim
Ezer geçersin sonra, siyahlar beyaz beyazlar siyah olmuş
Ağır ağır çıkacaksın merdivenlerden
Yalanlar hakikate karışmış
Aşk kendini tazelemekten sıkılmış
Adam böyle vurulur mu Fatmagül?
Kanlı tişört göğüslerine yapışmış
Niye sutyen giymedin
Zamanla ruhum köreliyor
Polisi bekledin de gitmedin demek
Kaybettiğin ıslığı bulursan ruhumu çağır
Üşüyorsan ceketimi al
Seni düşünmek ne sinirlendiriyor artık ne gülümsetiyor
Yine de görünce başka elbet
Bildiğin şarkıları mırıldan
Günün en güzel saatleri bunlar
Otobüste kahve ikramına katılmazsın sen uykunu kaçırır
Ama Güneş doğmuştur artık
Eriyen karların üstünde çay güzel gider
Poşetten yapılma da olsa
Otobüsün ardında kalan yol, karı buz yapmıştır ben bakarken
Peşinden koşan düşmüştür kaymıştır
Kalbim nükleer santral yeri gibi
Güneş eritmiştir artık karı
Belediye silmiştir kanı
Koroner damarlarım fay hattı
Çankaya’nın çöp arabaları yeni
Akıl hastanemde ilaç vakti
Yogayla terapi
Bildiğin şarkıları mırıldan
Pozitif psikoterapi
Psikiyatrlar ilaçla çözer meseleyi
Freud anamızla bacımızla uğraşır
Babası mı dövmüş zamanında Beethoven gibi
Karın düşüşünü işitirmiş kulakları
Mozartın hocası mıymış Mozart onun mu?
Almanyada kar yağınca okullar tatil olur mu?
Hep Kemal Sunal filmleri oynar otobüslerde
Kemal Sunal sadıktır onlara, uçaktan korkmuştu
Almancıyı iyi oynamıştı
Hatta ölmüştü
Uçaktan korkanlar uçakta bildiği uçakla ilgisi olmayan şarkılar mırıldanır
Bu yol genişti, değildi böyle, kaç araba kaza yaptı aşağı yuvarlandı bildiğin
Otobüs görmüştü
Fatmagülün rüyalarında tek gördüğü kandı
Nişanlsını kalbine, tecavüzcüsünü plaja gömmüştü
Tekilayla karışmıştı kan kokusu
İri çakıllarla döküldüğünden hissediliyordu ta koltuktan asfaltın dokusu
Güneş çıkmıştı artık
Kalmamıştı karda kalma korkusu
Bildiğin şarkıları mırıldan
Yine de frenlere yüklenmemek, yüksek viteste düşük devirde gitmek gerek
Yol yakınlaşmıştı artık
Yeniden eve gelmek
Evi unutup yeniden ev demek
Anne kokusu çay kokusu menemen kokusu
Düştü vites düştü devir
Telefonları kapalı tut ABS paslanır
Bildiğin şarkıları mırıldan
Kusan çocuklar uyumuş artık, muavinler arkasına yaslanır
Doğarken Güneş ardında tepelerin
Yayın vakti gelirken teletabilerin
Bildiğin şarkıları mırıldan
Güzel havalar mahvederken güneydekileri
Erirken kar
Bildiğin şarkıları mırıldan
Emekliliğin keyfini çıkarırken Nail Armstrong
Görünürdedir artık gar
Bildiğin şarkıları mırıldan
Üşümez kimse üzüntüden
Geride kalanlar bayağı bi geride kalmıştır
İnenleri yakınları gardan almıştır
Baban hep geç kalır şaşırmaya lüzum yok
Bildiğin şarkıları mırıldan
Kar yok burada
Güneş de yakmıyor

 

BT

 

.:9:.

Mart30

Bomba gibi bir çıkıştan önce pompa gibi bir giriş gereklidir ki arkasından gelenleri emerek ulaştırabilsin sevgili halkım. Saykodelik müziklerin cazibesine kapılık saykodelik bir serüven yaşamak istemiştim. Psikiyatristimin bana vermiş olduğu hapları kokteyl yapıp yüzümün ortasındaki deliğe soktum. Sonuç olarak çıkmış olduğum saykodelik triplerden bir çok anı topladım. Acı tatlı birçok hatıra kazandırdılar bana sağolsunlar. Ayının biri, normal ayı, postum bile postmodern diye girdi söze. Kaplumbağa da ona yavaş ol lan dedi. Tavşan çok gerideydi. Ayı kaydı kaydıraktan, bir şiire başladı karga haykıraraktan. Gül bile aşık oldu karganın sözüne, yazdı çiçeklerinin birine; Güzel şiir çirkin parkta yazılır.

*
Yağmur dinmeden parka inmeyeceğiz!
Sıcak bir şeyler içip yağmuru dinleyeceğiz!
Yağmur dinmeden gitmeyeceğiz!
Işıkları kapatmayacağız!
Televizyonu açmayacağız!
Damlalar durmadan devam etmeyeceğiz!

Dinmiyor yağmur anlasana iki gündür
Dışarı çıksak erimeyeceğiz
Islansak üşütmeyeceğiz
Islanmayacağız
Ayaklarımızı hissizlendirir ayakkabılar
Çamura toprağa hiç girmeyeceğiz

Soluk bir kırmızıdır şimdi o kaydırak
Helvacıdan, macuncudan yoksundur yağmurda park
Çocuksuz sallanıyordur şimdi, zincirleriyle salıncak
Kapat ışıkları, bitti bak şarap
Çekelim kapıyı
Rüzgârla bir oldu, zaman da uzaklaşacak

Parka inmeyeceğiz…
-ama inseydik eğer,
Salıncaklar çocukluğumuzla sallanacaktı
Usulca kararırken ortalık
Isınırken sarı sokak lambaları yavaşça
Yağmurdan kaçan köpekler havlamayacaktı

*

Seçkiler sergide
Seçkinler televizyonda
Seçilmişler mecliste
Seçkin ile ben de parktayız bir gün
Babası sormuş geçen gün Seçkin’e
Bölümünü seçtin mi?
Dershaneni seçtin mi?
Bir küfür savurdu Seçkin
Ne oldu Seçkin bezdin mi?
Sürekli sorular sorular
Ölmek istiyorum abi
Ne iş
Yaşamaktan geçtin mi?
Bak sen de böylesin
Hepiniz aynısınız işte

*

Yağmur yağarken gördüm onu yıllar sonra. Sesi incelmiş, dudaklarını boyamış-koyu kırmızı-şemsiyesi de siyah, karanlıkta tek görünen dudakları… Yıllar önce salıncaklarında sallandığımız parkın ıslak bankında kıçımızı sırılsıklam etmek pahasına da olsa oturmuş şarap içiyorduk ucuzundan, salıncakları çoktan kırmış yaramaz çocuklar. Okuldan konuşuyorum ben, evden konuşuyor o, okulu yok onun. Sevgilileri olmuş en psikopatından. Annesi eve kilitlemiş bazen, abisi bağırmış bazı. Babası karışmazmış, kafası yeterince karışıkmış babasının. Oraya hep yağmur yağarmış. Kapıyı çarptıkça başka bir parka gidermiş her gün, ev kalırken arkasında. Bana bir sır verdi ama ikimizin arasında. Normalmiş gibi davrandım, bakakalırdım aslında. Yeterince derdi vardı onun, normalliği hissetmeliydi belki biraz. Kalbi yangın yeri değilmiş, oraya hep yağmur yağarmış(Gözleri deniz). Sulugözdür bizimki, tutamaz içindekini gözünde, sözleri değil yaşları akar(dudakları kiraz). Ama gerçekleri yüzüne vurmalıydı birileri! Küçükken doktor olmaktı tek dileği… Saatlerce geçen yılları konuşarak günü geçirdik(üzüldüm biraz). Sonra ben kalktım, evden yumurta almaya diye çıkmıştım. Parkın sonuna kadar beni geçirdi. Bir şiircik bıraktım avucuna

*

Dokunsalar ağlayacaksın
Çikolata ne yapsın
Endorfin de bir yere kadar

*

Beyaz bir bulutun üstünde beyaz bir bulutun gidişini seyrediyorum şimdi. Birkaç bulutta birkaç arkadaş daha, ilk rüzgârda savruluyorlar uzaklara. Balkanlarda yağmur mu olsam, Arap çöllerine kum mu yağdırsam. Kuşlar çok uzakta şimdi, kurtlar bana ulumuyor. Parkta bekleyen sevgilim, nokta olmuş görünmüyor. Yakan güneş kızgın, bulutlardakiler gülümsüyor, maskeler çıkmamış, çıkmasın, yağmur yağmasın, Güneş batmasın.

.

Birkan TATAR

www.birkantatar.com

« Eski Yazılar
  • Giriş
  • Standart XHTML
  • XFN
  • WordPress
  • Yakuter